Deprem vergilerini, alınmayan önlemleri, malzemeden çalınan binaları, inşaat yapılan toplanma alanlarını bir kenara bıraktık. Enkaz altında kaldığımızda kaç gün sonra yardım ulaşacağını bile düşünmüyoruz artık. Düşündüğümüz tek şey geride kalanlar.
Öldüğümüzde enkazdan sağ çıkarılan çocuğumuzu hayatına annesiz ve babasız devam etmesinden daha büyük bir tehlike bekliyor. İnsan kaçakçılığına kurban gitmesi ! Aynı şekilde sevdiklerinize miras kalacak tapunuz, mülkiyetiniz var ise onlara da egemen güçler çökebilir !
Çok eski değil 6 Şubat depremi sonrası hepsini yaşadık. Hala yüzlerce kayıp yurttaşımız var. Bedeni yıkılan binanın enkazına mı karıştı yoksa kaçırıldı mı? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Göktaş “Depremde hiç kayıp çocuk yok.” diyerek yalanlıyor. İYİ Parti’nin meclise sunduğu, CHP, Saadet Partisi ve DEM Parti tarafından desteklenen “Depremde kaybolan çocuklar araştırılsın” önergesi AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmişti.
Kayıplarını arayan aileler gündemden düşürüldü. Şu an halihazırdaki gündemdeki olay ise Hatay’da depremzedelerin tapulu tarlasındaki zeytin ağaçlarının “TOKİ yapacağız” denilerek kesilmesi. E-devletten baktıklarında tapularını kaybettiklerini gören köy halkı kendini kepçelerin önüne attığında jandarmanın şiddettine maruz kaldığını söyledi.
Biz depremde hayatımızı kaybetsek sahipsiz kalacak olan evcil hayvanlarımızın da akıbeti iç iç açıcı değil. Normal zamanda bile kaybolan ancak sahibi hayatta olan hayvanlar belediyelerin eline geçtiğinde çipi var mı yok mu diye bakılma zahmetinde bulunulmuyor. Açlık, susuzluk ve pislik içinde soğuk beton üzerinde ölüm mesaisi başlıyor. Sonrası ise ya diri diri gömülmek ya da uyutma adı altında toplu katliama kurban gitmek.
6 Şubat depreminde Şişli Belediyesi veteriner ekibiyle birlikte deprem bölgesinde çok sayıda hayvanı tedavi etmiş ve sahiplendirmek için İstanbul’a getirmişti. Şu an kayyum yönetimi altında olan Şişli Belediyesi’nden aynı insiyatif gelir mi bilinmez.
Zaten sorumluların ve yetkililerin yapması gerekenleri gönüllülerin yapmasına alıştık. Önümüzdeki tehlike büyük İstanbul depremiyken görevinin başında olması gerekenlerin depremin merkez üssü Silivri’de olması ise hukuk ihlallerinin yaşam hakkı ihlaliyle olan bağını gözler önüne seriyor.
